Sahip Olmak Ya Da Olmamak

bench-couple-love-people

Eskiden film CD’lerini saklar kendimce koleksiyon yapardım. Tozlu CD’ler rafları işgal ederdi.

Bilgisayarımın hafızası Mp3 albümleriyle dolup taşardı.

Bazılarının buzdolapları tatilde gittikleri yerlerden satın aldıkları buzdolabı mıknatıslarıyla kaplıdır, bazılarının elbise dolapları ise Hard Rock Cafe tişörtleriyle…

Reklam kültürüne maruz kalan bireyler olarak bir nesneyi gördüğümüz an ona sahip olmayı arzuluyoruz.

Oysa ki bir eşyanın, bir sanat eserinin ya da bir manzaranın güzelliğini takdir etmek için ona sahip olmamız gerekmiyor. 

Artık CD, Mp3 arşivi yapmıyoruz. Youtube, Spotify, Soundcloud gibi siteler, uygulamalar üzerinden istediğimiz filmi izliyor, albümü dinleyebiliyoruz.

Mesela farklı renklerdeki şortlarımıza uygun çeşit çeşit spor ayakkabıya sahip olmanın keyfi, yarı maraton bitirmenin keyfiyle karşılaştırılamaz. On sene önce sahip olduğu spor ayakkabıyı hatırlayabilen var mıdır ki?

Çoğu insan yüzmekten hoşlanır ama kaç kişinin özel havuzu var?

Ya da basketbol oynarken basket sahasına sahip olmayı arzulayan var mıdır?

Örneğin baktığı resimler evindeki duvarda asılı olmadığı halde bir sanat müzesini dolaşmaktan keyif alabilir insan.

Boğaz kenarında bir köşkün olmasa da oturduğun çay bahçesinden manzaranın tadını çıkarabilirsin.

Bahçeli bir ev satın alamayabilirsin ama vakit buldukça Belgrad Ormanı, Yıldız Parkı gibi doğal alanlara gider, kamp yaparak doğaya özlemini giderebilirsin.

Anlatmak istediğim bir nesneden, bir durumdan keyif almak için illa ki ona sahip olmamız gerekmiyor.

Günümüzde her ne kadar sahip olma isteği güdülenirse güdülensin, kamu kullanımına açık alanlar, ücretsiz veya cüzi ücretli etkinliklerle minimalist, kaliteli bir hayat yaşayabiliriz.

BASİTBİRŞEY yazıları e-postana gelsin
Sahip Olmak Ya Da Olmamak

Sahip Olmak Ya Da Olmamak” üzerine 4 yorum

  1. biberbey dedi ki:

    “benim” diyebilmek insanlar arasında statü farkı yaratıyor, takdir ve imrenme duygusu kişinin ego’sunu okşadığı için bu şekilde tuzağa düşebiliyor insanlar.
    üç beş sene önceydi arkadaşımla müze gezerken, onun ısrarla her figürün fotoğrafını çekme çabası benim ise anın tadını çıkarmam ile başladı değişimim. o çektiği 250 küsür fotoğrafa dönüp bakmış mıdır bilemem? benim başladığım yolculukta ise kullanılmayan tshirtler ve gömlekleri elden çıkarmak zor olmadı belki ama ortaokul yıllarından kalan mektuplar ve albümlerim ile vedalaştım, en ağır vedalardan biriydi. o mektuplara dönüp bakmayacaktım ve anılarda hafızalarda kalacağını biliyor olmak sanırım en büyük motivasyon kaynağımdı.

  2. Samet Eröz dedi ki:

    Yazılarını zevkle okuyorum Melih. Minimalizmle tanışmadan önce zaten hayatımda yavaş yavaş farkında olmadan uygulamaya başladığımı farkettim. Yazıları ve yazılarını okuduktan sonra bu his tavan yaptı ve ana felsefemin artık minimalizm üzerine şekillendiriyorum. Tüm yazılarını okudum çevreme öneriyorum ve devamını bekliyorum. Sevgiyle kal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir