Gözlemleme Yeteneği

sunset-691155_1280

Hepimizin hayatımızın bir döneminde yaşamış olduğunu düşündüğüm bir tecrübeyi anlatmak istiyorum.

İlk öğretim veya lise yıllarındayız. Öğretmen ders anlatmaya çalışıyor ama bütün sınıf konuşmaya devam ediyor. Şakalaşmalar kahkahalara dönüşmüş, gürültüden bir birine sesini duyuramayanlar fısıltıyla konuşmayı bırakıp bağırışmaya başlamışlar.

O sıra öğretmen de sıraya vurup, bağırarak sınıfı susturmaya çalışıyor ancak bir türlü gürültüyü bastıramıyor. Bir iki denemeden sonra, tecrübeden midir yoksa bıkıp usanmadan mıdır bilinmez bağırmayı bırakıp, tahtanın önünde kollarını bağlamış şekilde sessizce öğrencileri izlemeye başlıyor.

Öğretmeni fark eden öğrenciler başlarına neyin geleceğini kestiremediklerinden olsa gerek birer birer konuşmayı kesip kendine çeki düzen veriyor. Susanlar etraflarındakileri de uyarmaya başlıyor. Bu süreç tüm öğrenciler, tam bir sükunetle öğretmenin suratına bakmaya başlayana kadar devam ediyor.

Öğretmen sesini yükseltmeden öğrencileri uyarıyor ve dersine kaldığı yerden devam ediyor.

Bu benzetmeyi yapmamın bir sebebi var.

Meditasyon esnasında nefesime odaklanırım. Geçmiş veya gelecek hakkında düşünmeden yalnızca o anda önümde olan şeye –nefesime– dikkatimi vererek aslında farkındalığımı geliştirmeye çalışırım. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım nefesimi gözlemlerken kendimi çok farklı şeyler düşünür ya da planlar yaparken bulurum. Böyle bir durumda kendime kızmam durumu daha da kötüleştirir. Huzuru ararken kendimi bir anda mücadelenin içinde bulurum. Tekrar nefesime odaklanırım, ancak aradan bir iki dakika geçmeden kendimi akşam ne yemek yesek diye düşünürken bulurum. Dikkatim dağıldı diye bu sefer daha da sinirlenirim.

Yukarıda anlattığım öğretmenin sesini kalabalık sınıf karşısında duyuramaması gibi kendi duygularımızı ve düşüncülerimizi de bastırmaya çalışarak engelleyemeyiz. Tersine; onları kabul ettiğimiz anda zayıflayıp, kaybolmaya başlayacaklardır.

Bu bakış açısı sadece meditasyon için geçerli değildir. Kendini gözlemleyebilme yeteneği hayatın her anında faydalı olacak bir kabiliyettir.

İnkar etmek mücadeleye sebep olurken, kabul etmek sonuca odaklanır. Öfke, stres, üzüntü veya sevinç olsun, o duyguyu hissettiğimizi kabul edebilirsek bir sonraki aşama olan ‘‘gözlemlemeye’’ geçebiliriz.

Gözlemlemek aslında o duygunun, düşüncenin nasıl bir şey olduğunu incelemektir. Mesela öfke, aslında nasıl bir duygudur? Fiziksel olarak ne gibi bir değişiklik hissederiz?

Öfke gibi bir duyguyu gözlemlemeye başlayınca aslında o duyguyla olan kişisel bağımız da zayıflar. Hissettiğimiz öfke biz ile aynı iken, onu incelemeye başlayınca öfke duygusunu dışarıdan bir gözle görmeye başlarız.

Bu tarafsız bakış açısı aslında öfke gibi kendini besleyen bir duygunun beslenememesine ve sönmesine neden olur.

Olumsuz duygu ve düşüncelerle mücadele etme yöntemime yeni bir boyut katan yöntemi daha anlaşılır olması açısından aşağıdaki şekilde listeleyebilirim.

Olumsuz duygu/düşünceyi;

1.Farketmek,

2.Kabul etmek,

3.Gözlemlemek,

4.Gitmesine izin vermek

Ayrıca bu yöntemi stres, heyecan, öfke, üzüntü gibi olumsuz duyguların yanı sıra fiziksel acı/ağrı ile insanlarla iletişimimizde kullanabiliriz.

BASİTBİRŞEY yazıları e-postana gelsin
Gözlemleme Yeteneği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir