Yavaşlığa Övgü

‘’Farklı hızlara fırsat verirsek dünya daha zengin bir yer olur.’’

Uwe Kliemt – Tempo Giusto Pianisti

Sabah uyanır uyanmaz yaptığın ilk şey nedir?

A) Sevdiğine sarılmak

B) Tuvalete gitmek

C) Perdeleri açmak

D) Sabah sporu

E) Hiçbiri 

Çoğumuz için cevap E şıkkı. Çünkü gözlerimizi açar açmaz yaptığımız ilk şey saate bakmak!

Hızlı Yaşam:

Sabahın köründe çalan alarm ile kronometreye basıyor ve yarışa başlıyoruz. Eskiden özellikle sinir bozucu ve yataktan zıplatıcı melodiye sahip bir  alarm seçerdim. Amacım bir an önce uyku halinden kurtulup işe geç
kalmamaktı. Şimdi düşünüyorum da yeni bir günün ilk saniyesine sinir ve telaş içinde başlamak ne kadar da hatalı bir tercihmiş. Ne yazık ki hala alarm ile kalkmak zorundayım. Çünkü yetişmem gereken bir servis, çalışmam gereken bir işim var. Fakat artık alarm melodimi değiştirdim (Bu tercihimde eşimin de baskısı oldu). Çok daha sade, kısık sesli ve basit bir melodiyle uyanıyorum. Tabi ki bu benim sabahın köründe uykumu almış bir şekilde uyanmama yardımcı olmuyor. Ama en azından sinir ve telaş içinde yataktan zıplamıyorum.

Modern dünya ve şehirlerimiz, yavaşlığa karşıt yapıdadırlar.

Yüzlerce insan bir yerlere yetişmek telaşıyla metrodan çıkıp metrobüs durağına koşar adım ilerliyor.
Binlerce insan, arabasının içinde, trafikte sıkışmış bir vaziyette köprüyü geçmek için saatlerini harcıyor. Trafikten kurtulduğu anda da yitirdiği dakikaları telafi etmek umuduyla gaza basıyor, şeritler arasında makas atıyor.

Ne kadar hızlı olmaya çalışırsak çalışalım yoğun nüfus nedeniyle market, hastane, banka gibi yerlerde sırada beklemek zorunda kalıyoruz ve zamanımızın boşa gitmesi fikri bizi strese sokuyor.

Boş Vakitlerimiz Bile Hızlı:

Boş vaktimiz, tatillerimiz bile daha hızlı ve daha yorucu.

19. yy ile birlikte çalışma saatleri azalarak insanlara boş vakit kazandırdı. O zamanın düşünürleri boş zamanın insanlara yeni hobi ve uğraşlar kazandıracağını ve sakinlik vereceğini düşündüler. Ama g
ünümüzde boş vaktimizi etkinliklerle dolduruyoruz.

Kültür, sanat, eğlence gibi etkinliklerin çokluğu, boş vakitlerimizde bir şeyler yapmak zorundaymışız gibi hissetmemize neden oluyor. Bir insan ne kadar çok etkinliğe gidiyorsa, ne kadar çok fotoğraf çekip kendini tagliyorsa o kadar sosyal biri olduğunu düşünüyoruz.

Oysa gözden kaçırdığımız bir şey var. Boş vakit doldurulması gereken bir vakum değildir. Yaratıcılığımızın ortaya çıkması ve kafamızdaki düşüncelerin yerli yerine oturması ve dinlenmemiz için gereken zamandır. Boş vaktimizde yeni fikirler üretir, sorularımıza cevaplar bulabiliriz

Hızlı Yiyecekler:

Hayatlarımız gibi gıda üretimimiz de hızlandı. Daha fazla nüfusa daha fazla yiyecek gerek. Daha çok ve daha hızlının daha iyi olduğu dayatılan tüketim kültüründe daha fazla yiyeceği nasıl üreteceğiz. Hormon basılmış, il
açlanmış ve genetiği ile oynanmış sebzeler daha hızlı yetişip, renkleniyor. Hormonlu yemlerle beslenen civcivler iki haftada tavuk olabiliyor.  Daha hızlı olmaya alışmış beyinler açlığını fast food restaurantlarında bir an önce gidermek istiyor. Oysa ki 50 senelik fast food kültürünün karşısında binlerce senelik bir yiyecek kültürü var. Antik Yunanistanın symposiomları, İspanyolların tapaları, bizim de meze kültürümüz var. Dost sohbeti eşliğinde yavaş yavaş, keyfine vara vara yenen ve özenle hazırlanmış yemeklerin güzelliğine karşılık altı yedi lokmada bitirilen hamburgerler…

Hızlı Spor:

Anlayışımız hızlandı bir kere. Dizilerde, filmlerde, dergilerde gördüğümüz oyuncular gibi zayıf bedenlere, kaslı vücutlara en kısa zamanda sahip olmak istiyoruz. Lambadan çıkan cinden dilek diler gibi hemen böyle bir vücudumuz olsun istiyoruz.

Diyetisyen, spor salonu, internet yardımımıza yetişiyor. Basıyoruz protein tozunu, amino asidi. Aynı hormonlu yemle büyü
en tavuklar gibi şişiriyoruz kollarımızı. Bir an önce zayıflama uğruna aldıkları ilaçlar yüzünden gencecik kadınlar hayatlarından oluyor.

İnsanity, Freeletics, P90X gibi programların spor yöntemi hızlı, az dinlenmeli egzersiz yöntemlerine dayanıyor. Hatalı olduklarını söylemiyorum ama neden daha hızlı, kan ter içinde yapılan antremanların daha faydalı olduğu kabul edilirken, yavaş egzersizlerin örneklerinden hiç bahsedilmiyor.

Spor markaları reklamlarında daima daha hızlıya odaklanıyor ama kaçımız 100 m yarışlarına hazırlanıyor.

Dergi sayılarını bir ayda 10 kilo ver, bir haftada karın kaslarını ortaya çıkar gibi kampanyalar dolduruyor.

Hızlı Beyinler:

Az gelişmiş toplumlarda çocuklar tarlalarda, fabrikalarda köle gibi çalıştırılıyor. Ancak modern şehirlerde de durum çok farklı değil. Hızlı eğitim sistemiyle, test kültürüyle yetişen çocuklar daima bir yarış içinde köle gibi çalıştırılıyor. Eğitim düzeyi gelişmiş insanlar çocuklarının bu yarışta diğerlerinden daha başarılı olmalarını istediğinden, çocuklarını gün geçtikçe daha erken yaşlarda spor, sanat, yabancı dil gibi kurslara yolluyor. Günün her bir dakikasını doldurmaya alışan ebeveynler için çocuklarının amaçsızca ortalıkta dolanması vakit kaybı olarak görülüyor. Oysa çocuklar bu boş vakitlerinde, oyunları ve düşleri ile dünyayı keşfetmeliler. Yaşayacakları toplumda geri kalmalarına neden olmadan çocuklara çocukluklarını geri verebilmeliyiz.

Yavaşlığa Övgü:

Günümüzde hızı, mutsuzluğumuzdan kaçmak için kullanıyoruz. Ne kadar hızlı olabilirsek önümüzdeki yapılacaklar listemizi ne kadar hızlı bitirebilirsek, o kadar erken sevdiğimiz şeylere başlayabileceğimizi ve o kadar erken mutluluğa erişeceğimizi sanıyoruz.

Yoğun ve hızlı modern hayata karşılık yavaş yemek, yavaş şehir, yavaş spor gibi tepkiler gün geçtikçe daha fazla insanca benimseniyor. Fakat bence en önemlisi aklımızın yavaşlayabilmeyi öğrenmesi.

Neden bu kadar telaş içindeyim sorusunu sadece araba kullanırken değil hayatın her anında kendimize sormalıyız.

Araba kullanırken hız kurallarına uymak güvenliğimiz için çok önemlidir. Hızlı araba kullanırken görüşümüz daralır ve tünel bir görüş şeklini alır. Algılayabildiğimiz dar bir alanın dışından yola fırlayan çocuğu göremeyiz. Oysa ki yavaş giderken görüş alanımız genişler. Benzer şekilde beynimiz de hızlı hareket ettiğinde ve stres altındayken sadece önündeki işe odaklanabilir. Oysa hayatımızdaki yoğunluğu azaltabilir ve yavaşlayabilirsek etrafımızdaki dünyayı daha geniş algılayabilir ve sahip olduklarımızın değerini daha fazla anlayabiliriz.

Son söz olarak:

Hayatının ritmini kontrol et. Hızlı olman gerektiğinde hızlı ol, geri kalanında yavaşlığın keyfini çıkar.

BASİTBİRŞEY yazıları e-postana gelsin
Yavaşlığa Övgü

Yavaşlığa Övgü” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir