Sessizliğin Güzelliği

man-690201_1920

Sessizlikten korkuyoruz. Sessizliğin sıkıcı, verimsiz ve hatalı olduğunu düşünüyoruz.

Hemen yerini doldurmaya çalışıyoruz.

Evde televizyonu, arabada radyoyu açıyoruz. Bir yere giderken kulağımıza kulaklığı takıyoruz.

Başka biriyle iken oluşan sessizlik anını rahatsız edici buluyoruz. 

Bazen sessizliğin yerini sesle doldurmak bile yetmeyebiliyor. Arkada müzik klibini açıyoruz. Telefonda oyunlar oynuyoruz. Can sıkıntısıyla televizyon kanallarını değiştirip duruyoruz. Nedensizce buzdolabını açıp can sıkıntımızı giderecek bir şey arıyoruz. Sessizliği bozmak adına havadan sudan konular bulup konuşuyoruz.

Sessizliği verimsizlik ve boşa harcanmış zaman olarak algılıyoruz.

Sessizlikten bu kadar korkmamızın sebebi belki de içsel çatışmamızla yüzleşmek, kendi düşüncelerimizle baş başa kalmaktan korkmamızdır. Ya da sessizliği mutsuz bir yalnızlık ile ilişkilendiriyor olabiliriz.

Oysa ki sessizliği kullanarak yoğun, stresli ve koşturmacalı hayatlarımızda kendi tempomuzu yakalayabiliriz.

Sessizliğin huzurunu bir kez anlamaya başladığımızda onun sakin, iyileştirici ve yaratıcı gücüne alışır, kendimizi ve çevremizi daha net bir bilinç ile gözlemleyebiliriz. Kendimizi dinlemeyi başarabildiğimiz zaman yeni ve yaratıcı fikirler üretmeye başlarız.

Sessizliğin güzelliğini keşfetmeye başladığımız zaman, deniz kenarındaki muhteşem manzaraya sahip kafede yüksek sesle çalan müziğin gereksizliğini farkedeceğiz.

Müziği, yaptığımız işlerde arka fonu dolduran bir gürültü olarak kabul etmeyeceğiz. Tüm dikkatimizle, sadece müziği dinleyeceğiz. Müziğin kendi güzelliğini farkedip ona hakkettiği değeri vereceğiz.

Peki bu yoğun ve koşturmacalı hayatta sessizliği nasıl sağlayabiliriz?

Büyük değişimler zor olur ve alışması da kolay değildir. Bu nedenle sessizliği de küçük adımlarla keşfetmeliyiz. Bunun için karşımıza çıkan basit fırsatları değerlendirmeliyiz.

Mesela bir sonraki araba yolculuğumuzda radyoyu kapatabiliriz. Sessizliğe, araba kullanmanın kendisine veya düşüncelerimize odaklanabiliriz.

Metroya biner binmez kulaklığımızı takmayabiliriz. Etrafımızı gözlemlerken yaşadığımız toplumu daha fazla gözlemler, empati yeteneğimizi geliştirebiliriz.

Yemek yerken, facebookta gezinirken arkada açık olan televizyonu kapatabiliriz. Yaptığımız iş ne ise ona odaklanarak farkındalığımızı güçlendirebiliriz.

Biraz daha az konuşup karşımızdakini daha fazla dinleyebiliriz. İnsan bildikleriniz tekrar eder, oysa ki karşımızdaki insanın söylediklerinden yeni bir şeyler öğreniriz. Belki de karşımızdaki insanın gerçekten bize ihtiyacı vardır. Yardım etmek için her zaman aktif olmak gerekmez. Bazen sadece dinleyerek, yardıma ihtiyaç duyan bir insanın duygularını ifade etmesine fırsat verir, rahatlamasını sağlarız.

Günde beş dakika hiç bir şey yapmadan oturabiliriz. Bu beş dakikada nefesimize odaklanarak veya meditasyon yaparak sessizliğin güzelliğini, duygu ve düşüncelerimizi keşfedebiliriz.

Söylemek istediğim, daha az gürültü yaydığımız zaman, düşüncelerimizi ve etrafımızdaki dünyayı daha kolay duyabilir, gözlemleyebiliriz.

BASİTBİRŞEY yazıları e-postana gelsin
Sessizliğin Güzelliği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir