Minimalizm ve Tüketim Alışkanlıklarımız

‘’Başka bir gezegeni Dünya’ya dönüştürme gücüne sahipsek, Dünya’mızı da yaşanabilir eski Dünya’ya döndürme gücüne sahibiz demektir.’’

Neil deGrasse Tysonpower-station-374097_1280

Tüketim Alışkanlıklarımız:

30 Kasım 2015’te Paris’te başlayıp, 12 Aralık 2015’e kadar devam edecek olan COP21 (Conference of the Parties – Taraflar Konferansları) iklim zirvesinde 190’dan fazla ülkenin katılımı ile yeni bir iklim anlaşmasının imzalanması hedefleniyor.

Yapılan araştırmalara göre 1900’lerden itibaren dünyamızın sıcaklığı yaklaşık 1 derece arttı. Mevcut durum değiştirilmezse 2100 yılında dünyanın sıcaklığının 5 derece artacağı hesaplanıyor. Bilim insanlarına göre yaşayabileceğimiz bir dünya için sıcaklık artışının 2 derecenin altında tutulması gerekiyor. Küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulabilmesinin en önemli yolu fosil yakıtların dörtte üçünü yer altından çıkarmayarak atmosfere saldığımız karbondioksiti azaltabilmemiz.

Fakat sanayi gücü fosil yakıtlara dayanan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme ivmelerini riske atarak çevreye daha duyarlı enerjilere geçiş yapmalarını beklemek iyimserlik olabilir.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler sanayileri için ihtiyaç duyduğu enerjinin neredeyse hepsini daha fazla petrol, kömür, doğalgaz harcayarak veya nükleer enerji ile karşılamaya çalışıyor.

Elektrik üretimi için nehirler üzerine kurulan barajlar, HES’ler nedeniyle, geçen milyarlarca yıl sonucu oluşan coğrafyalar ve barındırdığı kırılgan habitat bir iki sene içinde yok oluyor.

Fabrikalarda, iş yerlerinde ve evlerimizde kullandığımız metal ve plastik atıklar ile temizlik ürünlerindeki kimyasal maddeler ufacık parçalara ayrılarak denizlere, içme sularımıza karışıyor. Bu parçalar canlılar tarafından yutuluyor, onlarla beslenen bizler sayesinde de kendi bedenlerimize karışıyor.

Daima gelişen ve her seferinde daha yaratıcı bir yol bulan reklamcılık sektörü sayesinde en son elektronik eşyalara, en moda kıyafetlere ihtiyacımız olduğu beyinlerimize işleniyor. Cep telefonu, tablet, dizüstü bilgisayar, kindle, yazıcı derken çok çeşitli elektronik eşyaya sahip oluyoruz, bir o kadarı da modası geçmiş veya bozuk bir durumda çöplüklerde birikiyor. Tüm bu elektronik eşyalara sahip bireylerin kişi başına harcadığı elektrik enerjisi artıyor, bunu 6 milyar insan ile oranlayınca karşılanamaz bir elektrik enerjisi ihtiyacı beliriyor.

Reklam panolarında, dizi ve filmlerde gördüğümüz ünlülere benzemek için onlar gibi giyinmeye, görünmeye çalışıyoruz. Alışveriş merkezlerinde zaman geçirmek bir çeşit eğlence olarak bilinçaltımızda yerleşiyor. İş yorucu olunca, canımız bir şeylere sıkılınca gidiyor bir iki t-shirt, gömlek alıyoruz. Yeni bir şey satın alınca hissettiğimiz mutluluğun süresi ise gün geçtikçe daha da kısalıyor. Durmaksızın ihtiyacı olmayan kıyafetleri satın alan kitleler, kimyasallar kullanılarak üretilen ve doğaya zarar veren milyarlarca giyeceğin üretilmesini tetikliyor.

‘’Big’’ menüleri, bir buçuk porsiyonları, sınırsız pizza dilimlerini yiyebilmek gurur verici sayılıyor. Buz dolabını ağzına kadar, market arabasını ise tepeleme doldurmanın mutlu, başarılı bir aile, varlıklı bir evi temsil ettiği sanılıyor. Bir ürünü toptan almanın daha hesaplı olduğu propagandası nöronlarımızda dolanıyor, sırf yanındaki hediye üründen dolayı ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alıyoruz. Daha fazla yiyen ve arz eden bir topluluğa daha fazla ambalajlı yiyecek ve içecekler üretiliyor. Daha büyük hayvan çiftliklerinde daha hormonlu tavuklar, danalar, koyunlar, balıklar yetiştiriliyor. Ülkelerin tarım politikalarına müdahale edilerek verimli olduğu iddia edilen tek kullanımlık tohumlara bağımlılık sağlanıyor. Sonuç olarak gereğinden fazla üretilen ve son kullanma tarihi geçen gıdalar dev tepeler halinde ve ambalajları bile açılmadan toprak altına gömülüyor.

Daha hızlı internete, daha fazla Gb’a, 4.5G’ye sahip olmak için daha fazla baz istasyonunun komşumuzun çatısına kondurulmasına ses çıkarmıyoruz. Onların tepesindeki radyasyonun bize etki etmeyeceğini sanıyoruz. Oysa ki bir gün onlar gibi tepesinde baz istasyonu ile yaşamış biri ile aile kurup DNA sıralamasındaki bir bozulma sonucu sağlığı yerinde olmayan çocuklar dünyaya getirme ihtimalimizi göremiyoruz.

Kaybedenler ve Kazananlar:

Yukarıda saydıklarımın oldukça moral bozucu olduğunun farkındayım. Ne yazık ki bunlar karamsar bir bilimkurgu filminin sahneleri veya olumsuz kehanetler değildir. Bunlar şu an içinde yaşadığımız zaman ve toplumun günahlarıdır. Kötülüğünün farkında dahi olmadığımız ve kurtulmayı bir an olsun düşünmediğimiz gerçeklerimizdir. Çağımız insanı için tüketmek, fabrika ayarı olmuştur.

Maruz kaldığımız propagandaların ortak bir hedefi vardır: biz daha fazla tüketelim ki Onlar daha fazla kazansın!

Değişim İçin Bir Umut:

Ne olursa olsun umutsuzluğa kapılmamamız gerekir. Birey olarak başlatacağımız bir değişim hızla yayılan bir virüs gibi eşimize, oradan ailemize, komşularımıza, arkadaşlarımıza, iş yerimize, mahallemize, yaşadığımız kente, ülkemize yayılabilir. Ve belki de başka bir COP iklim zirvesinde başka ülkelere ilham olur.

Bireysel olarak başlatacağımız çok önemli bir değişim mevcut. Tüketim anlayışımızı temelinden değiştirebilecek bir felsefe… Bunun için kendimizi gözlemlememiz, farkındalığımızı arttırmamız ve tüketim dürtülerimizin temelini incelememiz gerekiyor. Bahsettiğim felsefe minimalizmdir. Bireysel faydası dışında içinde bulunduğumuz çağın en büyük sorunu olan tüketim anlayışımızı değiştirerek çevre sorunlarına çözüm olabileceğine inanıyorum.

Daha önceki yazımda Minimalizmin; önem verdiğimiz şeylere yer ve zaman açabilmek için hayatımızdaki fazlalıklardan kurtulmak olduğundan bahsetmiştim. Bu felsefenin hayatımızdaki eşyalar dışında, ilişkilerimize de uygulanabileceğini ‘’minimalist ilişkiler’’ yazımda belirtmiştim. Şimdi de tüketim alışkanlıklarımızı da minimalizmin eleğinden geçirebileceğimizden bahsediyorum. Hayatında önem verdiği değerleri bilen birisi günümüzün tüketim alışkanlığının propagandasına kanmayıp ihtiyacından fazla tüketmeyecek, böylece doğal kaynakları da israf etmeyecektir. Satın alma ve tüketmenin anlık zevkinin çekiciliğine kanmayıp ona gerçek mutluluğu sunan değerlerine yönelecektir.

Minimalizm felsefesi ‘’çok’’a karşı ‘’az’’ı savunmak değildir. Minimalizm, ‘’fazla’’ya karşı verilen mücadelede ‘’yeterli’’nin yanında yer almaktır.

BASİTBİRŞEY yazıları e-postana gelsin
Minimalizm ve Tüketim Alışkanlıklarımız

Minimalizm ve Tüketim Alışkanlıklarımız” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir