Çok Fonksiyonluluk

IMG_4412

Gün içinde hiç bir şey yapmadan oturduğun bir zamanı hatırlıyor musun? Sadece oturduğun, otururken dinlendiğin, oturmaktan keyif aldığın bir zamanı…

Yediğin yemek dışında başka bir şey düşünmediğin bir zaman oldu mu?

En son ne zaman bir otobüs yolculuğunda kitap okumadan, telefonunla oyun oynamadan etrafını izledin. 

Koşuya çıktığın zaman otomatik olarak kulağına kulaklığı takanlardan mısın?

Zamanın para olarak algılandığı günümüz dünyasında, bir günün 24 saatinin de verimli olarak kullanılması gerektiğine inanıyoruz. Teknolojilerimiz gibi insanın da çok fonksiyonlu olmasını bekliyoruz. Hatta kimileri, uykudayken zamanımızı boşa harcandığımızı düşünüyor.

Aynı anda bir çok işi yapmak o kadar doğal ki, sadece önündeki işe odaklanmayı yavaşlık, zaman kaybı, zeka geriliği veya kabiliyet noksanlığı olarak algılıyoruz.

Bir günlük zaman dilimine daha fazla şey sıkıştırabilmek için de aynı anda birden fazla iş yapmaya başlıyoruz. Yemek yerken haberleri izliyor ya da bir şeyler okuyoruz. Tehlikeli olmasına karşın araba kullanırken gelen mesajları cevaplıyoruz. Otobüste kulağımızdaki kulaklıkla müzik dinlerken, elimizdeki kitabı okuyoruz (Kulağımızda kulaklık var ama aslında müziği dinlemiyoruz. Eğer müziği dinliyorsak da kitabı anlamıyoruz). Zamanında spor yaparken koşu bandına koyduğu notlardan yabancı dil çalışan birisi ile tanışmıştım.

Metroda, otobüste kafanı kaldırıp etrafındakilere bir bak. Yolcuların belki yüzde sekseninin boyunları bükük bakışları telefonlarının ekranlarına odaklanmış… Önümüzde kendi dünyamız akıp gidiyor ama biz hep başkalarının dünyalarını telefon, bilgisayar ekranından takip edip, imreniyoruz.

Kitap okumayı sevenler bilirler. Bütün gün kitap okumayı hayal eden birisi bu hayalini gerçekleştirmeye çalıştığında birkaç saat sonra artık yorulduğunu, okuduğuna dikkatini veremediğini farkeder.

Çünkü insan 24 saat boyunca verimli olamaz. Tüm gün boyunca bir şeyler üretemeyiz. Beynimizi dinlendirmemiz, düşüncelerimizi toparlamamıza yarar.

Çok fonksiyonlu olabiliriz. Ancak sürekli çok fonksiyonluluk bizi dikkatsiz kılar, hata yapmaya daha açık hale getirir.

Çok fonksiyonluluk farkındalığın karşıtıdır. Kısaca farkındalık geçmiş ve gelecek hakkında kaygılanmadan sadece bu anda, önümüzdeki işe dikkatimizi vermemizdir. Oysa aynı anda birden fazla işi yapmaya çalışırken bir şeyleri kaçırırız.

Tek bir defada tek bir işe dikkatimizi vermek çok zor bir uğraş. Etrafımızdaki hızlı dünyaya karşı gelmek de bizi içsel bir çatışmaya itecektir.

Hayatımızın her anında tek fonksiyonlu olamasak da en azından keyif aldığımız aktivitelerde sadece yaptığımız işe dikkatimizi verebiliriz. Ya da iş yerinde cep telefonumuzu gözümüzün önünden uzak bir yere koyarak, bilgisayarımızdaki sosyal medya gönderilerini uyarılarını engelleyerek önümüzdeki işe odaklanabiliriz. Çay molasında konforlu bir koltuğa oturarak çayın keyfini çıkarır, bir yandan dinlenirken bir yandan da arkadaşımızı gerçekten dinleyebiliriz. Yürüyüşe çıktığımızda kulağımıza kulaklığı takmadan etrafımızdaki seslere dikkatimizi verebiliriz.

Çok fonksiyonluluğu bırakarak farkındalığımızı güçlendirdikçe hayattan daha çok keyif alıp, yaptığımız işlerde de daha iyiye ulaşacağız.

BASİTBİRŞEY’de seçtiğim konu başlıklarının bir biri ile alakalı ve tamamlayıcı olduklarını düşünüyorum. Henüz okumadıysanız, bu yazı ile alakalı olan farkındalık ve nefes konulu yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim.

BASİTBİRŞEY yazıları e-postana gelsin
Çok Fonksiyonluluk

Çok Fonksiyonluluk” üzerine 3 yorum

  1. Cihan Necmi Günal dedi ki:

    “bir yandan dinlenirken bir yandan da arkadaşımızı gerçekten dinleyebiliriz.” sanırım yukarıda anlattıklarının temelinde bu öneri var. Kulaklığı takarken, telefon ile ilgilenirken, ya da elimizdeki kitaba gömülmüşken aslında hep yalnızlıktan kaçma eğilimi var. 2010lar artık bireyin gittikçe yalnız kalmaya başladığı zamanlar olmaya başladı. Artık daha fazla insan yalnız. Artık o kadar kötü şeyler görüyoruz ki sosyal medyada – gerçek dahi olmayabilir bunlar- korkuyoruz. Toplu taşımada yanımızdaki ile konuşmaya korkuyoruz. Daha ilginci otobüse binmiyoruz. Her yere kendi arabamızla gidiyoruz. Yollar kendi araçlarının içinde hapsolmuş yalnızlarla dolmaya başladı. Toplu herhangi bir yerde yalnızsa insan kendini, kendi ortamına hapsediyor. Çünkü aklına hep önceki gün okudukları geliyor. Ya biri peşime takılırsa, ya biri bana bir şey yaparsa, vs. Bu da ister istemez çevremiz ile “farkındalık” oluşturmamıza engel oluyor. Kendimden örnek vermek gerekirse, yalnızlıktan o kadar korkuyorum ki markete girip kendi alacaklarımı alıp çıkıyorum, dolaşmıyorum bile. Geçen ay fark ettim mesela gittiğim markette kafe varmış. Çok fonksiyonluluk sadece bize dayatılan bir şey değil maalesef bazı insanlar için artık bir savunma mekanizması olmaya başladı.

  2. Çok fonksiyonluluğun kendi yalnızlığımızdan kaçışımız olduğu fikrine tamamiyle katılıyorum. Ancak sadece çok fonksiyonluluk değil hızlı, aktivite dolu, meşgul hayatlarımız kendi üzüntümüzden, kaygımızdan, hayatlarımızın amaçsızlığı gerçeğinden kaçmak için farketmeden kullandığımız bir yöntem olabilir.
    Tabi bahsettiğin çelişki de çok ilginç doğrusu. Bir taraftan hayatlarımızı aktivite ile doldurmaya çalışırken bir taraftan da etrafımızdakilerden soyutlanmaya, bireyselleşmeye çalışıyoruz. Aynı apartmandaki komşularımıza günaydın bile demeden yüz yüze bakarak yürüyoruz.

    1. Cihan Necmi Günal dedi ki:

      Aynı apartmandaki komşularımızla selamlaşmama gerçekten çok üzüntü verici. Söylediğinde çok haklısın. Bunun bir nedeni de yine fazlasıyla sorunlarla dolu olması herkesin. Kimsenin yüzü gülmüyor. Herkes bir şekilde yaşadığı hayattan nefret ediyor. Ama senin blogunu takip etmeye başladığımdan beri şunu soruyorum: Ya evet bir an dursam, kafamdaki tüm soruları sıralasam ve minimal bir yaşam tarzı benimseyeceğim desem yine bu kadar sorunum olur muydu? Sanırım olmazdı. Biz Türkler gittikçe materyalist olmaya başladık. Materyalist olmamız bize biçilen rollerden bence. Yavrum okulunu bitir. Bitti kız bul. Buldum: ev al. Bulamadım: ev al. (Şimdi diyebilirsin evi bulamayınca niye alıyorsun diye: evin olursa kız da bulursun diyorlar). Evi aldın mı? Aldık. Evlendik mi? Evlendik. Çocuk yap. Çocuk oldu: Araba al. Çocuk olmuyor: Araba al. (Aynı dilemma gibi görünebilir değil ama. Çocuk olunca hanımı hastaneye götüreceksin, bebeği gezdireceksin. Çocuk olmuyorsa, yine tüp bebek merkeziydi, Eskişehir’de bir hoca vardı derken yine gezeceksin araba şart.) Çocuk oldu: Ayyy sizin çocuk hangi okula gidiyor? TED, sizinki? Bahtiyaroğlu İlkokulu. Hayda. O zaman çocuğu biz de TED’e gönderelim. Derken öldün zaten. Bir şeylere sahip olacağız diye hayatı ıskalamaya başladık. Dayatıldıkça dayatıldı kira öder gibi ev al. Ödedin e bir tane daha al kiraya verirsin. Ya bir gezseydin. Bırak dünyayı Türkiye’nin görmediğimiz birçok yeri var. Bu kadar da olmasak mı artık? Olmasak evet! Seni takip edip minimal yaşamayı öğrensek!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir